Evlenmek İçin Kuduranlar

Televizyonlardaki evlilik programlarının gün geçtikçe basitleştiği ve iyice rezil rüsva hikayelerle süslendiği şu günlerde evlilik denilen sürecin “kutsallığı” sorgulanacak hale geldi diye düşünüyorum. Bir sosyal psikolog olarak grup içi davranışların altında yatan anlamları okumak için eğer dayanılabilirse izdivaç programlarından bir tanesini 15 dakika kadar izlemek yeterli olacaktır kanısındayım. Çünkü; bu programlar baştan sona ‘insanları bir araya getirelim, ömürlerine mutluluk katalım’ diye ortaya çıkan “çöpçatanların” aslında ataerkil yapıyı nasıl sağlamlaştırdıklarını göstermekte bire birler. Hatta evlilik denilen sürecin ne kadar arkaik ve cinsiyetçi ögeler barındırdığını da gözler önüne serip duruyorlar.

Neresinden baksanız adına ‘evlilik’ dediğimiz sürecin tamamı kadınların aşağılandığı bir süreçtir. Örneğin; “kız isteme” “kız alma” “nişan koyma” gibi ritüeller; babasının penisine (ya da erkek kardeşinin) bağlı olduğu düşünülen bir kadının o penisten çözülüp bir başka penise bağlanma sürecini izne tabi kılarak kadını erkeğin kontrolü altına sokmaz da ne yapar acaba? Bu açıdan bakıldığında başlık parası konusuna hiç girmemek gerek; çünkü evlilik için ödenen paranın kadını, kadının doğurganlığını, cinselliğini ve bedenini parayla alınıp satılan bir materyale dönüştürüşü kadın için neredeyse son noktadır.

Diğer taraftan; söz, nişan, kına gecesi, düğün gibi olguların tamamının konuyu bir kutlamaya dönüştürüşü ve bu kutlamanın altında yatan inanışın bekaretin bozuluşunun insanlara duyuruluşuna dair göndermeler içermesi fazlasıyla arkaiktir ve tüm bu kutlamalar doğurduğu cinsiyetçi sonuçlar ile kadınların farkında olmadan aşağılanmasına yol açar. Dahası; evlilik, cinsel ilişkiyi devlet nezhinde resmileştirme çabası olarak kanunlaştırıldığından kadının bedeninin kim tarafından nasıl kullanılacağına devletin resmi kurumlarının elini sokmuş olması ataerkil yapının nerelerimize kadar girdiğinin çok iyi bir göstergesidir.

Evlilik hakkında daha söylenecek söz olmasına rağmen beni en çok; Türkiye’de ve pek çok kültürde kadınlara hayatlarının en büyük amacının evlenip bir erkeğin hayatının “tamamlayıcı parçası” olmaları yönündeki baskı rahatsız ediyor. Sanki kadınların başka bir şansları yokmuşçasına evlenmek için kudum kudum kudurmalarına sistemin onları itekleyişinden hiç memnun değilim. Toplum kadına ‘varolmak için evlenmen gerekiyor’ baskısı yaptıkça ve alternatif yollar üretmedikçe kadının evlilik cenderisinden kurtulup kendisini kendi başına varetmesinin mümkün olmayacağı apaçık ortada.

Bu yüzdendir ki; bence evlilik, televizyonlardan gösterildiği şekliyle “kutsal” değil son derece tehlikeli. Bu nedenle; evlilik ritüellerinin yaşatılmamasından ve dönüştürülmesinden yanayım. En azından kadının evlilik adı altında aşağılanmaması için evlilik rütellerinin ataerkil yapının etki alanından çıkartılması gerekir. Örneğin; kadının el değmemişliğini simgeleyen gelinliğin üzerine kırmızı kuşak bağlama geleneğinin ya tamamen kaldırılması ya da kadınların kadınlıklarını yücelten bir simgenin kırmızı kuşağın yerini alması gerektiğini düşünüyorum. Ki böylece; evlilik, bir gün gelir cinsiyetleri birbirinden ayıran arkaik ve cinsiyetçi yapısından kurtulur ve iki insanın bir ömür boyu birlikte varolma çabası olarak  gerçek anlamına ve önemine kavuşur.

Share

Post to Twitter

Şahan Kadar Taş Düşsün Kafanıza

Adam başarılı. Adam zengin. Adam izleniyor. Adam komik. Adamda çok şey var. Ve adam iki günde iki farklı kadınla görüntülenince herkesin gözüne battı. Arkadaşça verilen öpücük olay olmuştu ama işin içine Berrak girince… Nasıl yani dedirtti. Diğer bir deyişle, adam resmen herkesi delirtti.

Neden mi? Çünkü hiç kimse böylesine “şişko” böylesine “antipatik” böylesine “Recep ruhlu” böylesine “seksi olmayan” bir adamın, böylesine “güzel” böylesine “alımlı” böylesine “prenses görünümlü” bir kadınla nasıl birlikte olduğuna inanamadı. Dahası inanmak istemedi. Çünkü Şahan’ı Berrak’a yakıştıramadı kimse.

İyi de size ne, bize ne, kime ne… İnsanların zevkleri ve tercihleri tartışılmaz ki! Şahan’a ve Berrak’a yakıştırılan sıfatlar sizin kafanızda yarattığınız sıfatlar ve evet o sıfatlar yine sizin kafanızda bir araya gelemiyorlar. Gerçek hayat bambaşka… Gerçek hayat son derece gerçek…

Şahan’a bir saldırıdır gidiyor. Kıskanan ne yapacağını şaşırmış, nereye vuracağını bilemez halde. Bence ayıp, çok ayıp. Bir fotoğraftan bu kadar anlam çıkartmak çok ayıp. Yaşananların oldusunu bittisini o iki kişiden başkası bilemez. Hele hele işi uzatıp “şapkalı biraz tacizkar” gibi laflar etmek hiç doğru değil.

Recep İvedik’i sevmeyebilirsiniz, Şahan’ın yaptığı işlerden nefret ediyor olabilirsiniz ama kimin kiminle öpüşeceğine, kimin kiminle nasıl bir ilişki içerisine gireceğine siz karar veremezsiniz. Haaa, yok biz karışırız, bizim burnumuz uzun diyorsanız; Şahan kadar taş düşsün kafanıza, ne diyeyim!

Share

Post to Twitter

Kardashian’ın Kalçaları

Kim Kardashian’ı tanımayan yoktur büyük ihtimalle. Hani şu kalçaları ile dünyayı gölgesi altına alan kadından bahsediyorum. Türkiye’de Kardashian’ın etkisi nasıldır bilinmez ama Amerika Kim Kardashian’ın ayakları altında ezim ezim eziliyor adeta. Bir kere tüm ailecek ekrandalar. Sadece kendisinin değil, kardeşlerinin de özel televizyon programları var. İyi de neden bu kadın bu kadar ünlü, diye sormamak elde değil?

Hani ünlü bir film yıldızı olsa, başarılı rollere imza atsa. Ya da şarkıları ile ortalığı kasıp kavursa. Hayır bu kadının hiçbir elle tutulur bir becerisi yok. Tabi ki kalçaları dışında. İşte o nedenledir ki, insan sormadan edemiyor; kardeşim bir kalça dünyayı bu kadar mı etkileyebiliyor? Evet, ne yazık ki etkiliyor. Çünkü tüketim dünyası için insan bedeni bir satış malzemesi. Çünkü dışımız görünür olan, ellenebilir, koklanabilir, tadılabilir olan. Bu yüzdendir ki, bir kadının kalçası tüm dünyayı rahatlıkla sallayabiliyor.

Kim Kardashian, çok ünlü bir kadın! Nereye gitse, ne yapsa olay oluyor. Amerikan televizyon kanalı E! (Entertainment Television) onun adeta tüm yaşamını ayrıntıları ile gösteriyor. Kendisi bu işten son derece memnun gözüküyor. Ancak seksiliğini korumak için sürekli kalçalarını dışarı doğru ittirmekten ve dudaklarını büzüp durmaktan sıkılmış olmaması çok ilginç. Çünkü seksi olmak, tüm dünyanın ilgisini çekmek için sürekli sevişmeye hazır pozda yaşamak… zor olsa gerek.

Kişisel görüşüm elbette zevklerin ve renklerin tartışılmayacağı ve isteyenin istediğini yapabileceği yönünde. Ancak bu kadının dünyaya verdiği zarar sınırları zorluyor. Çünkü kadın bedeninin alınıp satılır bir materyale dönüştürüldüğü modern yaşamda; memelerden sonra bir de işin içine kalçaların girmiş olması kadın bedeninin bir alanda daha kuşatılmasına yol açmış durumda.

Eskiden kadınlar beğenilmek için sadece Pamela’nın göğüslerine sahip olmaya çalışıyorlardı. Şimdi bir de Kardashian’ın kalçasına sahip olmaya çalışacaklar ki; bu da yeni ameliyatlar, yeni acılar, yeni psikolojik sorunlar demek. Diğer taraftan; koluna takıp gezdirdiği kadının koca memeli ve Kardashian kalçalı olması için arayışa giren adamların yarattığı eziyet de cabası.

O yüzdendir ki, yeter artık Kim Kardashian, otur oturduğun yerde; ki popon işini yapsın, biz de rahatlayalım. Zira sürekli poposunu objektiflere dönüp duran bir insan çok da hoş bir görüntü yaratmıyor…

Share

Post to Twitter

←Önceki